27 Temmuz 2012 Cuma

Yok yok.. Şaka değil... Valla...


İçinde bulunduğum durum müthiş derecede absürd. Şöyle anlatayım... Saatlerdir enerji saçmasını umduğum auramı seksen derecelik bir sıcak dalgası ele geçirmiş durumda. Bir türlü gitmiyor. Tüm çabalarımla hala erimemiş bilgisayarımın başına geçip kendimi sorumlu hissettiğim görevlerimi yapmaya niyetleniyorum ki, sıcak dalgası en ağırından iki filmişçesine bir sağ şakağımdan bir sol şakağımdan beynime hücum ediyor. Beynimde fenalık bir basınç... Gerçi bunda bir bitmek bilmez yıl boyunca tiksinç bir şekilde devam eden genzimdeki akıntının tüm kafamı sarması da etkili olabilir. Sanırım yakında kafam patlayacak. Hayırlısı... Böyle ağır saldırılara maruz kalınca mecburen tuşların başından kalkıp biraz uzandım. İyi hoş kafamın ağırlığı biraz yastığa aktı da, bu sefer de beyin kanaması falan olur mu diye sorgu sual yapınca İbrahim'in dahiyane fikri geldi aklıma. Gittim, buzluğa attığı iki büyük su dolu (tabi ki artık buz dolu idi) şişeyi kaptığım gibi kafamı koyduğum yastığın yanına koydum.



Oh ! Güzel... Serin... Kafamın çevresi kırk dereceye indi... Şahane oldu. Sıcak kumlardan serin sulara atlamak... ??? Pek yakınından geçmez ama inceden serinletti işte. Sorun şu: Bir dakika serin, iki dakika serin, üç dakika serin ve ufaktan sıkıcı, dört dakika serin ve orta ayardan sıkıcı, beş dakika serin ve müthiş sıkıcı... Eeee? Bütün gün su şişeleriyle göz göze romantik yapmak... Bu mudur? En iyisi hazır kırklara inmişken tekrar bilgisayarın başına geçmek. Doğruldum, kalktım, adım attım, masanın başına oturdum, ellerimi tuşlara götürdüm ve aha!!! Tekrar çıkıyor elli, altmış, yetmiş, seksen... Yemedi numarayı... Tekrar kalktım başından. Diğer odaları gezdim, koridorda taşların üzerine mi yatsam dedim, baktım onlar da kırkın üstünde, son çare evin güneşten en uzak bölgesi banyoya yöneldim. Yok yok duş almak için falan değil. Şurada şöyle rahat bir köşe bulsam da takılsam diye. Ve sonuç...

Küvetin içindeyim. Başımda bir yastık var, tekrar kırk dereceye inmiş kafamı ona yaslıyorum. Şakaklarımdan filleri uzak tutması için başımın iki yanında buz dolu şişeler var (onlar tekrar su oldular bu süreçte tabi). Bilgisayarım başka bir yastığın üzerinde, motorunun sinir bozucu sıcaklığı bacaklarımı haşlamasın diye. Ayaklarım da musluğun altında şırıl şırıl serinliyor. Bu sefer tam bir OH! Bu sefer vurdum turnayı gözünden. Hem buharlaşmıyorum hem de pineklemiyorum. Genzimin tıkanıklığı artık bunların yanına nazar boncuğu, nefes almasam da olur. Buharlaşmayayım da...

Diyeceğim o ki, şu fenalık sıcaklar bi geçse de (ama korkunç soğuklar da gelmese) hava şöyle bir oda sıcaklığında 24- 25, hadi bilemedin 26-27 falan olsa. Hem gündüz, hem gece... Şöyle ağzımız tatlansa, içimiz kıyılmasa, her gün bayram olsa...


Ekleme: Altıma da bir tane minder aldım. Keyfime diyecek yok.

Not: Coca-Cola'nın her an beni arayıp "bir milyon dolarlık reklam ücretinizi hesabınıza yatırdık" demesini bekliyorum. Beklediğim rakamlar yüksek gelirse makul bir fiyatta da anlaşabiliriz!!!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder