Burnunuzun bir kokuyu unuttuğunu bilir misiniz hiç? Ben bilmem. Ne kadar yıl geçmiş olursa olsun bir kere yer etmişse bir koku, burnunuzu kesmedikleri sürece köşede bir yerde durup çıkmayı bekler. Bir gün olmadık bir yerde, aklınız çok da başka yerlerdeyken buluverir sizi. Şaşırtma pahasına.
Ben de az önce yine küçükken yazlıkta, yan sitede gün batımında insanı kendine sürükleyen o süt mısırı kokusunu çektim bir güzel içime. Her yaz geldiğinde sokağa dökülen mısırcıların beni götürdüğü yer orasıdır. Yalova'nın artık var olmayan yadigar sitesi. Mısırcı amca her akşam kurar tezgahını, başlar sıra sıra dağıtmaya leziz mısırlarını. Sırf ben değil, herkes yanından geçerken bir durur, gidenler geri döner. 'Bir tane versene' deyip yumulur küçük sarı tanelere. Tadına doyum olmaz. Yedikçe yiyesi gelir insanın. Taneler tüm dişlerinin arasına hücum etse de da hiç oralı olmazsın, kemirirsin tüm koçanı. Hatta mısır taneleri bittikten sonra bile kemirmeye devam edersin. Tuzlu, sulu tadı dibine de geçmiştır. Ve belki en tatlı yerini sona, koçanın dibine bırakmıştır. Doyar ve mutlu olursun.
Süt mısırı deyip geçmeyin işte, bir duygu yoğunluğu o benim için. Kokusundan başlar, alır götürür beni o pazar yerinin köşesine, Yalova'nın eşsiz gün batımıyla ağzımdaki tadı yayılır her yerime. O keyifli dakikalarda bir gider gelirim o zamanlara, o mekana. Ta ki bitene kadar. Mısır bitip de kokusu da dağılınca dönerim yerime. Keyifliyimdir. Şimdi olduğum gibi. Teşekkürler küçük dostuma. Pek güzel afiyet oldu bana...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder