Hayal kırıklığını bilir misiniz? Hani şu hayallerin kırık
camlar arasında asılı kaldığı parçalanmış umut taneleri... Hayallerin
uğramaktan en çok korktuğu, yolculuğun bitiş noktaları... Özenle büyüttüğümüz,
maviden gökyüzünde özgürce uçsun diye savurduğumuz tane tane hayallerin kül
gibi cansız uzanmaları bir köşede... Hayal kırıklıkları... Alevlerden arda
kalan renksiz küller... Bitmiş rüyaların hazin sonunun adı, veya kıyıya vuran
son dalganın ardında bıraktıkları...
Bir bitiş noktasıdır hayal kırıklıkları. En çok da, hayalleriniz
azaldığında vurur sizi, haince... Tutunduğunuz dal tükendikçe, daha da çok
sarılırsınız, elleriniz kanasa bile. Son dal... Son hayal... Son umut... Öylece
asılıyken, çıtırdamaya başlayan sesin getirdiği umutsuzluk pareleridir o. En karasından,
sarıverir dört yanınızı... Adı hayal kırıklığıdır. Kırıktır o da, aynı sizin
olduğunuz gibi...
Bir hayal tutmuşum ben de bir gün, kendimden habersiz. Öyle
sıkı sarılmışım ki, canımı acıtacağını görememişim. Kan revan sokağın sonuna
kadar koşmuşum. Sokak bitmiş, üzerime bir de kapıları kapanmış. Kalakalmışım
ortasında, çaresiz bir ben gibi... Hayallerime bakmışım, görmüşüm ama
uzanamamışım. Ardımda bırakmışım koşarken, ellerimin arasından düşüvermiş,
farkına varmamışım. Kapının eşiğinden kırık parçaları uzatmışlar. Elimi
uzatırken bir bir dökülmüşler parmaklarımın arasındaki boşluklardan. Ayaklarıma
düştükçe daha da ufalmışlar. Onlar ufalırken ben de yanlarında ufalmışım.
Çekmişim dizlerimi göğsüme, yüzümü kapamışım üzerine, kırık camlar arasına ben
de oturur olmuşum. Serzenişlerim olmamış, direnmemişim, kabullenmişim. Adını da
kırık hayallerim koymuşum. Bir benmişim, bir yokmuşum. Hayallerimi sularken, onlardan
terk-i diyar olmuşum...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder